Yıllar sonra, gözlerimizi açtıçımızda bizim elimizde incilimiz vardı. Onların ise, bereketli toprakları.
1987 yilinda, Fransa'nin Le Havre limanindan gemiye buğday yüklendi. Senegal, Fildişi Sahilleri ve Gana'ya gitmek üzere yola çıktık. Burada çok önemli bir konuya değinmek isterim. Saydığım bu ülkelerde buğday yetişmiyor muydu? Evet, yetişiyordu..;Çok eski zamanlarda zengin ve verimli olan bu topraklarda iklim şartlari çok uygun ve elverişliydi. Neden mi, artik yetişmiyor? Söyliyeyim, " Çünkü; Ingiliz, Fransiz ve A.B.D. sömürgesi olan bu topraklarda, Çiftçilik yapmak tamamen olanaksiz hale gelmiştir. Neden mi? Bizim de şu an ayni sorunla karşiya olduğumuz suni tohumculuk uygulamasi yapilmiş. Kendi öz tohumculuğu yokederek, ithal tohum kullanilmasi sağlanmiş ve yavaş yavaş tamamen dişariya bağimli hale getirilmiş. Malumunuz, biliyorsunuz tabiki..;Ithal tohumlar, ürün hasatindan sonra asla ekilince ikinci kez ürün vermiyor. Senegal'in Dakar şehri limanina yanaştik. Senegal halkinin ne kadar yoksul ve sefalet içinde yaşadiklarini gördüm. Suç oranlarinin ne kadar yüksek olduğunu öğrendim. Senegal, Fransizlarin sömürgesi idi. Senegalliler, sömürgecilerin yer alti ve yerüstü zenginliklerini tükettiğini ve kadin, çocuk, genç erkek ve kizlari zorla toplayip, köle ticareti yaptiklarini söylediler. Kölelerin, benim de gördüğüm yakin bir adaya taşindiğini ve gemilerle götürüldüklerini anlattilar. Götürülüş sirasinda direnenler, yolda hastalananlar, güçsüz düşenler, gemide yiyecek ve su bittiğinde ise, hamile ve bebeği olanlarin diri diri denize atildiğini, işkence ettiklerini anlattilar. Fildişi Sahilleri'nde, Abidjan şehrinde anlatilanlar, farkli değildi. Yaşayan onlardi ve öğrendiklerimiz filmlerde gördüğümüzden daha beterdi. Son liman Bati Afrika ülkesi Gana'nin Takoradi adinda küçük bir kasaba idi. Gana, Ingiliz sömürgesi idi. Kendi renginden başka bir renkde insan gördükleri zaman kaçacak delik arar haldelerdi, nasil korkutulduysa..;
Takoradi'de Lusi adinda bir bayanla arkadaşlik ettim. Içler acisi durumlari, dayanilmaz derecede idi. O'nu gemiye davet ettim. Mümkün olmadi gemide O'nu konuk etmek. Niye mi? Ingiliz görevli izin vermedi. Limanlarda, gemi adamlarinin eğleştiği klüpler vardir. Oraya almak, sohbet etmek istedim. Nafile, çabalarim sonuç vermiyor. Çok rica edince, sadece 15 dakikaliğina klübe girebileceğini söyledi, Ingiliz. Sik sik da uyardi, gitmesi için..;Ben ve arkadaşim Lusi kasabayi dolaşmaya çiktik. Halkin arasinda gezdik. Lusi, çok etkilendi ve üzüldü. Saatlerce dolaştik ve konuştuk. Tabiki, sömürgecilerdi konumuz. Bize, yamyam olarak tanitilan bu insanlarin, hiç de öyle olmadiğini anladim. Kendi soykirimlarini örtbas etmek için ve neler yaptiklarini anlamamamiz için, onlari öyle tanittilar. Lusi, hristiyandi ve sömürgecilerin dikte ettiği kültürü yaşamaya çalişiyordu, memnun değildi. Limana geldiğinde, kendi öz örfüne uygun kiyafetiyle geldi. Bana soruyordu, "Siz Türkler, insanlarda renk ayrimi yapar misiniz?" Ben de, "Hayir, asla yapmayiz..;Ezilmişlerin, her zaman yaninda oluruz" dedim. Vahşetin dikalasi yapilan bu topraklarda yaşayan özbeöz halki özgür ve bağimsiz değildi. Burada bize çikan ders, ne oluyor? Umarim, anlaşilmayacak bir şey yok.
Kenya Devlet Başkani Kenyata'nin sözleri akla geliyor. Yer; Birleşmiş Milletler..;Kenya'nin Birleşmiş Milletler tarafindan taninip taninmayacaği tartişiliyor ve oylaniyor. Ve..;Nihayet Kenya Devlet olarak taniniyor. Kurucu, Devlet Başkani Kenyata teşekkür konuşmasi yapiyor. Birleşmiş Milletler Üyesi Ülkelere..;"Misyonerler geldiklerinde bizim bereketli topraklarimiz vardi..;Onlarin ise, Incilleri vardi. Bize, gözlerimizi kapatip dua etmeyi öğrettiler. Yillar sonra, gözlerimizi açtiğimizda bizim elimizde incilimiz vardi. Onlarin ise, bereketli topraklari vardi". Vatanimizin içinde bulunduğu vahim durumu anlatmaya, geçtiğimiz çok hassas dönemleri ve suni gündem yaratmakta usta olan hainlerin, saniye farki ile gündem değiştirerek, oturup tartişmamizi ve bölünmemizi seyrederek kis kis gülüyorlar. Birlik ve beraberlik zamani geldi de geçiyor..;Çok geç olmadan bir araya gelinmeli..; Sömürgecilerin üç emeli var. Ilk 1000. yil Bati , 2000. yil Afrika ve 3000.yil da Asya misyoner faaliyetleri ile sömürgeleştirilecek. A.B.D. ve AB ekonomik yönden berbat durumdalar, ülkelerinin büyük bölümleri sular altinda kalacağindan, coğrafi bakimdan ve zenginlik bakimindan en uygun Asya olduğu için, sabirsizlaniyorlar ve biran evvel işgal etmek istiyorlar. Sömürgeciler, açliğa ve sefalete asla dayanamazlar. Bize biçilen yönetim biçimi ise, şeriat sistemidir. Dinlerarasi diyolog, medeniyetler buluşmasi safsatalari ile götürülmek istenen hedef Asya ülkelerinin küçük küçük parçalara ayirilarak, daha kolay yönetmek istemeleridir. Dünya haritasini dikkatle incelersek, sömürdükleri yerlerin parça parça olduğunu görürüz. Türkler, din üzerinden siyaset yapilarak irticayi hortlatip şeriat düzenine doğru sürüklenmekte..;Türkiye'yi ve Türkler'i sömürgecilere teslim etmek istemekteler. Fakat, oyunlari bozulacak..; Türkülerimiz, anli şanli kahramanlik türküleri, kültürümüzü ve tarihimizi yaşatan türküler...Önce, aci ve buruk başlar sonuna doğru sevinç ve coşku verir. Umut vardir hepsinde...Ben, Türk'ü Türkülerde dinlerim...Bilirim, her devirde nice destanlar yazdik, tarihte...Yine, yazacağiz..."Tarih, tekrardan ibarettir". Saygilarimla.
İnci Sökel
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder